Değerli anne ve babalar,
Biz ebeveynler, çocuklarımızın hayatları boyunca hep güzelliklerle, başarılarla karşılaşmalarını isteriz. “Aman onlara bir kötülük gelmesin; onların canı acımasın, o gül yüzleri hep gülsün…”
Yavrularımızı, hayatın çetrefilli yollarında karşılaştığımız zorluklarla onlar da karşılaşmasınlar diye, hep sakınırız. Yapabileceğimizi bilsek, hep el üstünde tutmaktır arzumuz ama öte yandan tüm çabamız, büyümeleri; geleceğe bizler gibi olgun ve olumlu gözlerle bakabilmeleri, kendi ayaklarının üstünde duracak kadar güçlü ve başarılı olabilmeleri içindir.
Ne yazık ki, geleceğe bizler gibi bakabilmeleri demek, bizim geçtiğimiz yollardan geçmeleri demektir. Kendi ayaklarının üstünde durmayı öğretmek için bazen elimizi çocuğumuzun sırtından çekip onu kendi gücüne ve yetisine bırakmamız gerekir. Öyle ki; kendi güçlerini kontrol etmeyi öğrenmeleri ve yarınlarına özgüvenle bakabilmeleri buna bağlıdır. Bize düşen görev, başarının ne olduğunu, nasıl kazanılacağını ve bunu yapabileceklerini onlara göstermektir. “Yapabilirsin” demek,

bazen onu başarıya doğru arkasından iteklemektir.
Öyleyse asıl soru; bizler başarının ne olduğunu ve nasıl kazanılacağını biliyor muyuz? Ya da bunu çocuğumuza nasıl öğretmeliyiz?

“Başarılı olmak bir şans değildir. Başarılı olmak, insanın kazanmak istediği konuda sistemli bir çaba harcaması ve belirli kişilik özelliklerini kendinde toplayabilmesi meseledir. Bu özelliklerin bir bölümü zeka gibi, düzgün bir fizik gibi doğuştan getirilen niteliklerdir. Bir bölümü ise başarıyı istemekte kararlı olmak, kendini çaresiz hissetmemek, çevresiyle ilgilenmek, güçlü olmak, yaşamdan zevk almak gibi özelliklerdir. Bunlar da kalıtımla değil, verilen eğitimle sağlanır; bu durum bireyin bu eğitimden etkileniş ve eğitimin bireye uygulanma biçimlerine göre değişir. Bir başka deyişle, başarılı olmak için gereken özelliklerin pek çoğu öğrenilmiştir.” (Kasatura,1991)

“Başarılı olmak için gereken özelliklerin pek çoğu öğrenilmiştir.”

Buradan çıkan sonuçla diyebiliriz ki, başarı için gereken nitelikler de başarısızlığı yaratan davranışlar da öğrenilebilir. Bu tezi kanıtlamak için

20.yy’ın bilim adamları bir dizi deneyler yapmıştır. Bunların en çarpıcı örneklerinden biri, Köpekbalığı deneyidir.

Bilim adamları, günlerdir aç olan bir köpek balığını, içinde küçük balıkların bulunduğu, ancak arada bir cam bölmeyle ayrılmış olan bir akvaryuma koyarlar.

Aç olan köpekbalığı küçük balıkları görünce tüm hızıyla saldırıya geçer. Ne yazık ki onları ayıran cam bölmeyi göremediğinden burnu cama çarpar.

Yaklaşık 48 saatlik bir uğraştan sonra küçük balığı yemekten vazgeçer. Büyük balık, depresyona girer ve çaba harcamayı bırakır. Çünkü ne yaparsa yapsın o küçük balığı yiyemeyeceğine inanmıştır.

Deneyin ikinci aşamasında araştırmacılar, aradaki cam bölmeyi kaldırırlar. Artık köpekbalığı isterse küçük balığı yiyebilecektir. Önünde hiçbir engel bulunmamaktadır.

Çok da aç olmasına rağmen küçük balığı yemek için hiçbir çaba göstermez. Araştırmacılar küçük balıkları köpekbalığının alanına doğru kovaladıkları halde, o yemek için hamle yapmaz. Açlıktan ölmek üzere olmasına rağmen küçük balığı yemeye yeltenmemiş olması araştırmacılar için ‘Öğrenilmiş Çaresizlik’ olarak adlandırılır.

“Öğrenilmiş Çaresizlik, kişinin herhangi bir durumda çok sayıda başarısızlığa uğrayarak, bir şey yapsa da hiçbir şeyin değişemeyeceğini, olayların kendi kontrolünde olmadığını, o konuda bir daha asla başarıya ulaşamayacağını düşünüp, bir daha deneme cesaretini kaybetmesidir. Öğrenilmiş çaresizlik, geçmişteki acı deneyimlerden çıkarılan negatif şartlanmaların bugünkü davranışları belirlemesidir.” ( Sekman, 2005)

Buradan hareketle diyebiliriz ki; çocuklarımızın motivasyonunu düşüren en büyük etkende budur. “O kadar çalışıyorum ama hala başaramıyorum.” cümlesi bir pes etme cümlesidir. Uğraşları, bir şekilde dış kaynaklı olarak engellenir ve bu, onlarda “yapamayacağım” inancı oluşmasına yol açar.

Bundan sonraki zamanlarda bu inanç, onu başarılı olmaktan alı koyar. Esasında sebep, başaracak potansiyel olmaması değildir, o potansiyelin kendinde olmadığı inancıdır.

Öğrenilmişlik Çaresizlik üstünde yapılan bir diğer çarpıcı deney de bu tezi kanıtlıyor:

Bu deneyde, biri doğal ortamlarında gözlenen kontrol grubu ve ikisi deney grubu olmak üzere üç grup üstünde çalışılır. Deney grubundan biri maruz kaldığı elektrik şokunu butona basarak kesmeyi başaran Kaçış Grubu, diğeri ise bu elektriği butona defalarca basmasına rağmen kesmeyi başaramayan Çaresizler Grubudur. Bu deneyin ilk aşamasında öğrendikleri çaresizliği, deneyin ikinci aşamasında büyük bir tehlikeden kaçmak adına atlamaları gereken çitten 30 denemeye rağmen atlayamamalarına yol açar. Normal şartlarda bir köpeğin kolayca atlayabileceği yükseklikte olan çitten canını kurtarma pahasına olsa bile atlayamaması çok trajedik bir gerçektir. Ama o köpekleri engelleyen, başaramayacağı inancıdır.

Bu deneylerden çıkan sonuçlardan en önemlisi; çaresizliğin öğrenilmesine yol açan öncelikle dış engelleyicilerdir. Bireyin önüne konan dış engeller zaman içinde ona çaresizliği öğretip, kendi iç engelini yaratmasına yol açar.

Dış engelden kaynaklı ortaya çıkan iç engel bireyin hedefine ulaşamayacağı inancıdır. En başta iç engelin oluşmasına sebebiyet veren dış engeli bir zaman sonra ortadan kaldırsak bile, iç engeli aşmak için artık bireyi çok zorlu bir mücadele beklemektedir.
Böyle bir durumda ana baba olarak bize düşen ilk görev; onların dış engeli olmayalım.

Onlara çaresizliği öğreten dış engel biz olmayalım.

Çocuklarımızın bir konuda fikir üretmek adına gerçekleştirdiği her girişim, “Sen ne anlarsın!”, “Senin aklın bunu anlamaya yetmez.” gibi cümlelerle engellenirse ya da bizler için önemsiz gibi olmasına rağmen onlar için kazanılmış bir başarı küçümsenirse, çocuklarımız engellenmişlik duygusuyla başka başarılara adım atmaktan çekinir hale gelirler. Bu da özgüvenlerini kazanma açısından çocuklarımıza verilecek en büyük zarardır.

Öyle ki; onlara kazandıracağımız özgüven, “öğrenilmiş çaresizliğe” karşı kullanacakları en güçlü silahları olacaktır. Bu da çocuklarımıza başarılı bir hayatın kapısını açacak tek anahtardır.

Öyleyse çocuklarımıza başarı duygusunu yaşatmak sanıldığı kadar güç mü?